13033 Sok. No:22/1 Alaçatı Çeşme - İZMİR     Telefon:+90 533 142 0086

Alakapı Butik Otel

3 Ara

Tarihe Meydan Okuyan Alaçatı

Alaçatı, denizi titretmeden esen rüzgârıyla, dalından reçineler damlayan sakız ağaçlarıyla, cumartesi günleri kurulan antika pazarıyla, sizleri cumbalı konaklarda Türk kahvesi içmeye davet ediyor…

Antik Çağda adı “Agrilia” olan Alaçatı, Batı Anadolu tarihinde “İonia” diye adlandırılan, İzmir‘in güneyinden başlayıpMenderes Irmağına kadar uzanan bölgenin tam merkezinde yer alır. Heredot Tarihi’nin birinci kitabında İonia hakkında şöyle yazar: “İonlar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü altında ve en güzel iklimde kurmuşlardır.

Ne daha kuzeydeki bölgeler, ne de daha güneyde kalanlar İonia ile bir tutulabilir, hatta ne doğusu, ne batısı; kimisi soğuk ve ıslak, kimisi sıcak ve kurak olur.” İon kentleri Akdeniz’deki kolonilerin de kurulmaya başlamasıyla M.Ö.7. yüzyılda altın çağlarını yaşamışlardır. Bu dönemde 12 şehirden oluşan İon Birliği özellikle bilim, felsefe, heykeltıraşlık ve mimaride dünyaya yol göstermiştir. Sonraları Roma döneminde de parlak günler devam etmiş, Hristiyanlığın yayılmasında ve Bizans sanatının doğuşunda etken olmuşlardır.

Osmanlı tarihinde Alaçatı’ya kaynaklarda bir “Yaya-Müsellem” köyü olarak rastlıyoruz; yani fetihlerin genişlemesiyle, fethedilen yerlere iskanlarla nüfus ve asker sayısı artınca 1361 de kurulan ordu teşkilatının bir parçası : “Yaya” (piyade) ve “Müsellem” (süvari) köyü, beldeye adını da işte bu yıllarda yerleşen “Alacaat Aşireti”nden alıyor. 1830’larda Bölgenin ayanı Hacı Memiş Ağa – ki bugün adı Alaçatı’nın bir mahallesinde yaşamaktadır- depremlerle sarsılan Sakız Adası’nda yoksullaşan Rum nüfusu çeşitli işlerde çalışmak üzere bölgeye davet eder. Böylece yalnız Alaçatı değil, Çeşme,Karaburun ve Urla‘nın da kaderi değişmeye başlar. Yerli nüfus harpte savaşırken, Rum gençleri bağlarda, zeytinliklerde yardımcı olmaya başlarlar.

Bu arada güneyi bataklık olan Alacaat köyünde halk sıtmayla da savaşmaktadır. Bataklığı kurutmak üzere Alaçatı Limanı’na bir kanal açılmasına karar verilir. Kanal inşaatında çalışmak üzere gelen Rum işçilere büyük toprak sahibi Türkler tarlalarını “imar” edip işlemeleri koşulu ile verirler. Yeni köy de denizden birkaç kilometre içeride kurulur. Bugün Alaçatı’nın birer birer restore edilmekte olan taş evlerinin çoğu 1850- 1890 yılları arasında inşa edilmiştir.

19. yüzyıl sonunda artık “Alatzata” köyü (Rumlar Alacaat’ı, Alaztata yapmışlardır) özellikle bağları ve şarabı ile önemli bir üretim ve ticaret merkezi haline gelmiştir. Çoğu Rum olan nüfus 12.000’e ulaşmıştır. 1873 te Alaçatı’da Belediye Teşkilatı kurulmuştur.

1912 Balkan Savaşıyla Alaçatı’nın kaderi bir kez daha değişir. Balkanlardan kaçan göçmenlerin gelmesiyle Rumlar arasında panik ve göç başlar. 1919’da İzmir‘in işgaliyle birlikte, Alaçatı’ya göçmüş olan Balkan göçmenleri bu sefer de Anadolu’nun içlerine doğru göçmeye başlarlar. Bu süreç Kurtuluş Savaşı’nın bitiminde Alaçatı’ya tekrar dönmeleriyle sonlanır.

Bu arada 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ile Yunanistan arasında Lozan’da mübadele anlaşması imzalanır. Dünyada ilk ve son kez yapılan bu uygulama ile 2 milyon insan yerinden yurdundan olur. Bu anlaşma uyarınca İstanbul‘daki Ortodoks Rumlar ile Batı Trakya’daki Müslümanlar hariç Yunanistan’da yerleşik Müslümanlar Türkiye’ye, Türkiye’de yerleşik Ortodoks Rumlar da Yunanistan’a gönderilir.

Böylece Balkan Savaşı yıllarında Alaçatı’ya Kosova ‘dan ve Bosna’dan gelen Arnavut ve Boşnak göçmenlere Selanik (Karaferya’lılar), Kavala (Kınalı ve Karacaova’lılar), Girit ve İstanköy’den gelen mübadiller de eklenir ve Alaçatı nüfusu 10 yıl gibi kısa bir sürede tamamen değişmiş olur.

Alaçatı Rumlar zamanında bağcılık ve şarapçılık ile tarihinin parlak bir dönemini yaşadı. Mübadele sonrası ise Alaçatı’nın zorlu yılları başladı. Balkanlar’dan gelen Müslüman Türkler bağcılık ve zeytincilik bilmezlerdi. Böylece Alaçatı’daki bağlar sökülüp yerine Selanik göçmenleri tütün diktiler; Kosova ve Bosna göçmenleri ise bildikleri iş olan hayvancılığa başladı. Ancak iklim ne tütün, ne de hayvancılık için uygun değildi. Binbir eziyetle yetiştirilen tütünden Alaçatı’ya gelen para ancak karın doyurmaya yetiyordu.